20 Haziran 2024
Basın DuyurusuDuyurular

 NÂZIM HİKMET VE AHMET ARİF İÇİN

 NÂZIM HİKMET VE AHMET ARİF İÇİN

BÜTÜN YAŞAMLARDAN SONRA DA…

                                       Mustafa Köz

Yaz yağmurlarla gelecek. Sonrası güz. Yaprak dökümü. Ölüm, güzü beklemiyor yaprak dökmek için. Bu yüzden “Haziranda Ölmek Zor.” diyor Hasan Hüseyin.

Yalnız haziranda mı? Her mevsim ölümün yaprakları savruluyor bahçelerimizde. Her gün, her hafta, her ay… 2 Haziran Orhan Kemal, Ahmed Arif; 3 Haziran Nâzım Hikmet…  Onları anacağız. Anmak değil, anımsamak. Onlar hiç unutulmadı ki!

Bu yazı Ahmed Arif’e ve ustası Nâzım Hikmet’e adanmış olsun. 30’lardan bugüne toplumcuların ustası iki şaire…

Bir şairin büyüklüğü, yazdığı dönemde ve sonrasında etkilediği şairlerin insanlığa kattığı duyarlılıkla ölçülür. Şairse bu gücü sezgisinden alır. Dünden bugünü ve yarını görebilmek…

29’da Nâzım’ın “835 Satır”ı çıktığında Türkçe şiir, eski şiirin rüzgârıyla savruluyordu. Yeni divan geleneği ve hececiler şiirin su başlarını tutmuştu. Eskiyi “Putları yıkıyoruz” başkaldırısıyla karşısına alan Nâzım, 40 Toplumcu Şiiri’nin ilk ateşini yakmıştı.

30’larda yükselen faşizm, birçok aydın gibi Nâzım’ı da vurur, on üç yıllık mahpusluğunu başlatır. Behçet Kemallerin Atatürk şiirleri ve Garipçilerin sınıf temelinden uzak şiirleri dergileri sarmıştır. Bu koşullarda da Nâzım Hikmet’in gür sesi, duvarların dışında yankır. Şiirleri gizliden gizliye çoğaltılıp elden ele dolaşır. Şair içeridedir ama yaktığı şiir ateşi dışarıda yanmaktadır.

Nâzım Hikmet’ten el ve dil alan dönemin toplumcuları dönemin yoğun baskılarından, acılarından geçerek şiirlerini halkla buluşturmaya başlarlar. Niyazi Akıncıoğlu, Enver Gökçe, Hasan İzzettin Dinamo, Rıfat Ilgaz, İlhami Bekir Tez, Arif Damar…

İlk şiirleriyle ‘48-’51 yılları arasında bir iki dergide görünen Ahmed Arif de bu şairlerden biridir. Dönemin baskın şiiri Garip’e sırtını dönen, kendi şiirini kurmaya çalışan bir şairdir Ahmed Arif. Daha ilk şiirleriyle Anadolu’dan dünyaya bakan, yerel, doğal diliyle insanlığı evrensel temalarla birleştirmeye çalışan bir şair olarak dikkat çeker.

Nâzım’dan aldığı yüksek sesi, sözel şiiriyle birleştiren şair, Nâzım’ın kentlerden taşıdığı tüm acıları, özlem ve çatışmaları dağlardan, kırlardan söylemeye durmuştur. Nâzım Hikmet’in dünya kentlerinde yaktığı ateşin Anadolu’nun sarp dağlarındaki, ıpıssız koyaklarındaki kıvılcımıdır Ahmed Arif şiiri.

Cemal Süreya’nın deyişiyle  ”Türkü söyleyerek çarpışan, yaralıyken de arkadaşları için tarih özeti çıkaran, buna felsefe ve inanç katmayı ihmal etmeyen bir gerillanın şiiri…”Birdenbire umuda dönebilecek uzun ve tek bir ağıt. Yaralı bir destan…
Şairlerin yüzleri şiirlerine, şiirleri yüzlerine benzemelidir. Bu örtüşmeyi sağlayan şairlerdir Ahmed Arif ve Nâzım Hikmet.

Nâzım’ın işçi sınıfıyla kurduğu ilişki, 40 kuşağı şairlerinin duruşunu etkiler. Ahmed Arif de bu etkiyle Nâzım Hikmet’in geçtiği bütün kentlerde pulunu kanatan bir mektup gibi dolaşan şiirine kendi sınıf bilincini ve yerel dilini katar. Nâzım’dan farkı da budur.
Nâzım Hikmet, sürekli değişen yaşam ilişkisinde şiirini de değiştirir, “Memleketimden İnsan Manzaraları”ndan “Saman Sarısı”na işlek bir şiir kurar. Bu eylemliliğini partisiyle ilişkisinde de arar. Bu ilişkiyi şöyle özetler:

” Önce yazar olarak parti üyesi olarak partiyle benim aramda kurulan bağ, hiç de edilgen değil. Ama etkin bir bağ var. Bir de değişim var. Parti bana bir şeyler verir, sıram gelince ben de ona bir şeyler vermeliyim. Ben partiye kongre tarafından onaylanmış bulunan tüzük ve program ile bağlıyım. Bu belirli ilkeler dışında kimseden buyruk almam. Kuşkusuz partinin tüm bilgi ve belgelerinden onları halka yaymak için esinlenirim ama onları gerçekten onları sanatsal bir düzeye yükseltmeye çalışarak. Öte yandan partinin halkımın ruhunu benim yapıtlarımdan öğrenip kavrayabileceği biçimde yazmaya çalışırım. Parti tarafından önerilen genel konular ile ozanın duyduğu şey arasında çelişki olmaz.”

Nâzım, çelişkiyi sosyal yapıda yakalar ve bunun üzerine gider. Ahmed Arif de kendi özel sözcükleriyle bu çelişkiyi açmaya, acıya, yokluğa, yoksulluğa, zulme ve ikiyüzlülüğe karşı durmaya çalışır.

Nâzım Hikmet’in ve Ahmed Arif’in şiiri, yataklarını derinleştirerek bugün de yeni denizlere akıyor.

Onlar için ölüm yok. Yazda da yaşayacaklar, güzde de. Bütün yaşamlar içinde de, bütün yaşamlardan sonra da.

 

 

 

Bağlantıyı kopyala