20 Haziran 2024
Basın DuyurusuDuyurular

HULKİ AKTUNÇ

HULKİ AKTUNÇ  & KURTARILMIŞ HAZİRAN

Hulki Aktunç, roman, öykü, şiir, deneme kitaplarının dışında, on yılı aşan bir emek vererek hazırladığı “Büyük Argo Sözlüğü” ile edebiyatımızda iz bırakmış yazarlardandır. 1949 İstanbul doğumlu olan Hulki Aktunç, 2011 yılında İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.

Askeri okullardaki eğitiminin ardından Hukuk Fakültesine devam etmiş ancak eğitimini tamamlamamıştır. Roman, öykü ve şiir dallarında önemli edebiyat ödüllerini kazanmış bir yazar olarak, kendine özgü bir edebiyat dili yakalamıştır. Gidenler Dönmeyenler kitabı ile Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü’nü(1977), Bir Çağ Yangını romanı ile Abdi İpekçi Ödülünü(1981) kazanan Hulki Aktunç, 1970lerin son yıllarından itibaren şiire yöneldi ve İnsan Aşklarının Külüdür ile Halil Kocagöz Şiir Ödülünü(1994), Istıraplar Ansiklopedisi ile de Cemal Süreya Ödülünü(1995) kazandı.  Hulki Aktunç’un İki öyküsü, filme dönüştürülmüştür: “Aşka Kimse Yok” (yönetmen Osman Sınav), “Bir Yer Göstericinin Hayatı” (yönetmen Tülay Eratalay)

Hulki Aktunç, 15-16 Haziran direnişini ”Kurtarılmış Haziran” başlıklı öykü kitabının, “Beyoğlu’nun Kirli Tarihi” adını taşıyan öyküsünde hikaye eder.

Hulki Aktunç, Beyoğlu’nun, Galata’nın geçmişten bu yana banka ve bankerlerin yönetim merkezleri olduğuna dikkat çektiği öyküde, finans kapitalin kirlettiği Beyoğlu’nu “temizleyecek güç” olarak nitelediği işçilerin Beyoğlu’na da gelmesini arzulayan bir anlatı ortaya koyar.

 şimdi uzaktalar, köprüdeler, Ankara yolundalar, Londra asfaltındalar, Sanayi Mahallesinin oralardalar…”

 

Hulki Aktunç, Cağaloğlu-Eminönü yoluyla Köprüye ulaşan işçilerin birleşmesini engellemek için köprüleri açanların da işçi olduğu gerçeğine dikkat çeker.:

 “Aralarında buyruk alıp köprüleri açanlar da vardı.”

Hulki Aktunç öyküsünde çeşitli semtlerden yürüyüş başlatan işçilerin birleşme çabasını anlattığı satırlarda, çatışmada ölen işçilerin isimlerini de yazarak sürdürür:

“Ayazağa yolunda da üç bin kadar işçi vardı. Zincirlikuyu yönünde yürümeye başladılar. Oradaki polis ve asker barikatını yararak Şişli’ye yöneldiler. Ama  Şişli’nin surları vardı. O, Beyoğlu’nu korur.

Bakırköy ve çevresinden binlerce işçi “Ömüryoğurdu” önünde toplandılar. Orada büyük sapaklar vardır. Onlara şiddetli ihtarlar yöneltildi. Ama Bakırköy’e yine de yürüdüler. Türlü yönlere dağıldılar. Silahtarağa çevresindeki fabrikalardan bir çok işçi çıktı. Eyüp yolunu izledi. Taşlıtarla alanına geldiklerinde onlara çok kişi katıldı. Yedi binden fazla oldular. Alibeyköy üzerinden Silahtarağa’ya döndüler. Bir kazan fabrikasının önünde olaylar oldu. Polis Yusuf Kahraman ile ile işçi Yaşar Yıldırım, Mehmet Gıdak ile lokantacı Abdurrahman Bozkurt öldü. Hastahaneye kaldırılmış olan  işçi Mustafa Bayram da öldü…”

Hulki Aktunç, İstiklal Caddesi, Beyoğlu’nun önemi vurgulayarak öyküyü bitirir.

“Gerçi Cadde-i Kebir hiçbir zaman iş dünyası olmadı ama buradan çok şey yöneltildi. Ankara bilem buradan yönetildi. Ya Duyun-u Umumiye, ya Union Française, ya Osmanlı Bankası nereden yönetildi? Ya altın sesleri içinde öksüren İgnace Corpi’nin oturmak için yaptırdığı saray yavrusuna Amerikan Büyükelçiliği ne zaman taşındı…”

***

Hulki Aktunç öykünün başında sorduğu “Buraya gelebilecekler mi?” sorusunu öyküsünü bitirirken yanıtlar:

“Beyoğlu kirlenmişliğiyle, merakla bekler. Buraya gelebilecekler mi? Gelirlerse tüm ezilenler katılacaklardır onlara. Ama gelmezler/ gelemezler.”

Hazırlayan: Tahir ŞİLKAN 

 

Bağlantıyı kopyala