6 Ekim 2026
Basın DuyurusuDuyurular

Sözün ve Kentin Özgürlüğü Edebiyat Üzerinden Tartışıldı

Sözün ve Kentin Özgürlüğü Edebiyat Üzerinden Tartışıldı

Söyleşinin kolaylaştırıcılığını üstlenen yazar Gürel Sürücü, açılış konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Bizler biliyoruz ki kentler yalnızca betondan, yollardan ve binalardan ibaret değildir. Bir kenti yaşatan, ona ruh ve hafıza kazandıran şey; o kentin sokaklarında yankılanan söz, üretilen edebiyat ve taşıdığı özgürlük arayışıdır. Sözün özgür olmadığı bir yerde kentin özgürlüğünden, kentin özgür olmadığı bir yerde ise insan insanla kurduğu o omuz omuza bağdan söz edilemez.

Türkiye Yazarlar Sendikası’nın dayanışmacı ruhuyla, kalemi halkın ve yaşamın hizmetine sunan değerli yazar dostlarımızla bu söyleşide buluşmak son derece kıymetli. Bugün burada sadece edebiyatı değil; kelimelerin kente kattığı direnci, özgürlüğü ve yan yana durmanın ürettiği o ortak umudu konuşacağız.”

Türkiye Yazarlar Sendikası’nın dayanışma ruhuna dikkati çeken Sürücü, organizasyona katkılarından dolayı Maltepe Belediyesi yetkililerine ve Kültür Müdürlüğü çalışanlarına teşekkür etti.

Yazar Şöhret Baltaş, “Sözün ve Kentin Özgürlüğü” başlıklı konuşmasında ifade özgürlüğü ile kent hakkının tarihsel olarak birbirine bağlı iki temel hak alanı olduğunu söyledi. Baltaş, sözün insanın düşünme, sorgulama ve hakikati arama çabasının en önemli araçlarından biri olduğuna dikkat çekerek, Antik Yunan’dan Aydınlanma Çağı’na uzanan düşünce tarihinde ifade özgürlüğünün belirleyici bir yere sahip olduğunu belirtti.

Mitos’tan Logos’a geçişi insanın dünyayı akıl, gözlem ve gerçeklik üzerinden anlamlandırma çabası olarak değerlendiren Baltaş, sözün yasaklanmasının yalnızca konuşmayı değil, düşünceyi ve insanın dünyayı kavrama olanaklarını da sınırlandırdığını ifade etti.

Türkiye tarihinde edebiyat ve düşünce üzerindeki baskılara da değinen Baltaş; Namık Kemal’den Nâzım Hikmet’e, Sabahattin Ali’den Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’a kadar birçok yazar ve şairin yasaklama, sansür ve yargılamalarla karşı karşıya kaldığını hatırlattı. Baltaş, 12 Eylül askeri darbesi döneminde kitapların toplatılması ve imha edilmesi, yazarların gözaltına alınması ve Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kapatılması gibi uygulamaların kültür ve edebiyat dünyasında derin izler bıraktığını söyledi.

Baltaş, 1980 sonrasında gelişen neoliberal politikaların yalnızca ekonomi alanını değil, sanat ve edebiyatı da etkilediğini belirterek piyasa anlayışının kültürel üretimi de metalaştırdığına dikkat çekti. Edebiyatın niteliğinden çok satış rakamlarının, sinemanın sanatsal değerinden çok gişe başarısının öne çıkarılmasını bu sürecin sonuçları arasında değerlendirdi.

Konuşmasını kent hakkı üzerinden sürdüren Baltaş, kentlerin yalnızca yapı ve yatırımlardan oluşmadığını; meydanları, parkları, kıyıları ve ortak yaşam alanlarıyla yurttaşların birlikte kurduğu toplumsal mekânlar olduğunu söyledi. Henri Lefebvre ve David Harvey’in kent hakkı üzerine geliştirdikleri düşüncelere değinen Baltaş, kentlerin piyasanın tüketim alanına dönüştürülmesine karşı yurttaşların söz ve karar hakkının korunması gerektiğini vurguladı.

Baltaş’ın konuşmasında öne çıkan soru ise “Kent kimin?” oldu. Bu sorunun yanıtının doğrudan demokrasiyle ilgili olduğunu belirten Baltaş, yurttaşların yaşadıkları kent üzerinde söz ve karar sahibi olmadığı bir yerde gerçek anlamda kent hakkından söz edilemeyeceğini ifade etti.

Yazar Aydan Ay da sözün özgürlüğü ile kentin özgürlüğünün birbirini tamamladığını belirterek, “Biri eksik olduğunda diğeri sessiz kalır” değerlendirmesinde bulundu.

Henri Lefebvre’in “kent hakkı” kavramından hareket eden Ay, kentin yalnızca binalar ve yollar toplamı olmadığını, kent sakinlerinin ortak yaşam alanı olduğunu söyledi. Meydanların, parkların ve sokakların ticari ve siyasi baskılardan uzak biçimde insanların bir araya gelebildiği kamusal alanlar olması gerektiğini vurgulayan Ay, özgür sözün kendisini ifade edebileceği özgür mekânlara ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Ay, insanların fikirlerini özgürce açıklayamadığı, protesto yapamadığı ya da sanatsal etkinlikler düzenleyemediği bir kentin fiziksel olarak ne kadar gelişmiş olursa olsun özgür sayılamayacağını ifade etti.

Konuşmasının bir bölümünü Maltepe’nin edebiyat ve kültür belleğine ayıran Aydan Ay, ilçenin İstanbul’un sayfiye kültüründen sanayileşmeye, göçten işçi mahallelerine kadar farklı toplumsal dönemlere tanıklık ettiğini söyledi.

Küçükyalı, Dragos ve Maltepe sahil hattının eski İstanbul yaşamı içindeki yerine dikkat çeken Ay, bu bölgenin köşkleri, tren istasyonları, apartmanları, sahilleri ve farklı toplumsal kesimleriyle edebiyat için önemli bir kent belleği oluşturduğunu belirtti.

Mario Levi, Sait Faik, Orhan Kemal ve Ataol Behramoğlu gibi yazar ve şairlerin eserleri üzerinden İstanbul’un Anadolu Yakası, banliyö yaşamı, göç, işçi sınıfı ve kent çeperlerinin edebiyata yansımalarını değerlendiren Ay, edebiyatın kentin görünmeyen toplumsal katmanlarını açığa çıkardığını ifade etti.

Ay, özellikle Maltepe-Kartal hattının sanayileşme döneminde işçi sınıfının gündelik yaşamına sahne olduğunu belirterek, banliyö trenlerinden fabrika mahallelerine kadar uzanan yaşamın toplumcu gerçekçi edebiyatta önemli bir yer tuttuğuna dikkat çekti.

Şair-yazar Metin Kaya ise kent kültürünü, bir şehirde yaşayan insanların ortaklaşa ürettiği maddi ve manevi değerlerin bütünü olarak tanımladı.

“Kenti insanlar inşa eder, geliştirir ve yaşatır; kent ise insanları kucaklar, barındırır ve sosyalleştirir” diyen Kaya, kent ile insan arasındaki ilişkinin karşılıklı olduğunu söyledi.

Kent kültürünün merkezinde birlikte yaşama bilinci bulunduğunu belirten Kaya, paylaşma, dayanışma ve sosyalleşmenin güçlü olduğu kentlerde aidiyet, özgüven, barış ve kardeşlik duygularının da gelişeceğini ifade etti.

Kentlerin farklı toplumsal dinamiklerin ve kültürlerin bir araya geldiği yaşam alanları olduğunu vurgulayan Kaya, kentliliğin yalnızca aynı yerde yaşamakla sınırlı olmadığını söyledi. Eğitim, sağlık, sanat, edebiyat, ekolojik bilinç, üretim ilişkileri, adil yönetim ve eşitlikçi yaşam gibi başlıkların da kent kültürünün ayrılmaz parçaları olduğunu belirtti.

Kaya, kent kültürünün geliştirilmesinde yerel yönetimlere, kamusal kurumlara ve sivil toplum kuruluşlarına da sorumluluk düştüğünü ifade ederek, kentlilik bilincinin kültür, sanat ve eğitim çalışmalarıyla güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Üç konuşmacının değerlendirmelerinde ortaklaşan düşünce ise söz, kent ve edebiyatın birbirinden ayrı düşünülemeyeceği oldu.

Sözün özgür olmadığı yerde kentin demokratik niteliğinin zayıfladığı, kamusal alanların ortadan kalktığı yerde ise sözün dolaşım imkânlarının daraldığı vurgulandı. Edebiyatın bu ilişkinin içinde yalnızca sanatsal bir üretim alanı olmadığı; kentin belleğini, emeğini, göçünü, çatışmalarını ve insan ilişkilerini geleceğe taşıyan toplumsal bir hafıza olduğu ifade edildi.

Konuşmalarda, özgür bir kentin ancak yurttaşların söz sahibi olabildiği, kamusal alanların korunduğu ve sanat ile edebiyatın insanların gündelik yaşamına katılabildiği bir kent olabileceği düşüncesi öne çıktı.

Etkinlikte söz alan değerli yazarlar Şöhret Baltaş, Aydan Ay, Metin Kaya, Cafer Hergünsel ve Ferhat Özen; edebiyatın kent kültürüne sunduğu direnç, özgürlük alanı ve toplumsal hafızadaki yeri üzerine görüşlerini dinleyicilerle paylaştı.