Çukurova’nın sazlıkları, bükleri, fundalıkları, meşelikleri, ören yerleri, pamuk kozaları, buğday başakları ”Büyük Usta”nın büyülü soluğuyla serinleyemeyecek artık. Ne diyordu? “O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler.” Ancak o hep burada olacak. O “güzel adam”ın “sözcük atı”, edebiyatımızın bozkırlarında, dağlarında, vadilerinde, ovalarında, koyaklarında, ırmak boylarında, dere yataklarında sonsuzca gezinip duracak. Kendi deyişiyle o, “İnce Memed” gibi bu yeryüzünün “mecbur insan”ı olmayı hep sürdürecek. Onun dil ve vicdan birikimi, bu ülkenin

BASIN BİLDİRİSİ KADIN YASALARIN, YASAKLARIN AVI DEĞİLDİR. Toplumu bölen ayrımcı şiddet dili; kadınları katletmeyi, çocuklarımızı hayattan koparmayı, insanı yalnızlaştırmayı, acıları katmerleştirmeyi, sorunları derinleştirmeyi sürdürüyor. Erkek egemen sistemin dili, şiddetin eşitliksiz ilkesidir. Bu dil, kadını aşağılamak için kullanıldıkça kadına yönelik şiddet,” kadın kırımı”na dönüşüyor. Gün geçmiyor ki kadın bedeni üzerine fetvalar verilmesin. Kadınların kaç çocuk doğuracağından, etek boyuna kadar karışan iktidar dilinin, cehaletin bilinçaltına sinmiş barbar ve faşist ruhları cesaretlendirdiği de

GREV HAKTIR, YASAKLANAMAZ AKP Hükümeti, metal işçilerinin grevini hukuksuz bir kararla yasakladı. Birleşik Metal-İş Sendikası’nın metal iş kolundaki 15 bin işçiyi kapsayan grev kararı, yapılan oylamalarda sendikanın üye sayısını aşan bir işçi iradesiyle desteklenmiş ve 29 Ocak’ta uygulanmaya başlanmıştı. Bakanlar Kurulu, aynı gün toplantı yapmaksızın aldığı bir kararla grevi “milli güvenliği bozucu olduğu” gerekçesiyle durdurdu. Bu “acil yasaklama, iktidarın işçilerin hak arayışından ne kadar korktuğunun da açık bir göstergesidir. Bakanlar

Bu Kan, Özgürlüğün Kanı! “Kan var bütün kelimelerin altında.” diyordu Cemal Süreya. Yalnızca kelimelerin mi? Şimdi her şeyin altından kan ve gözyaşı sızıyor. İçimizden, dışımızdan, kalplerimizden, ruhlarımızdan. Odalarımızda, balkonlarımızda, bahçelerimizde barış değil, kan ve gözyaşı oturuyor. Onlar açıyor sabah kapımızı, onlar örtüyor geceleri göz kapaklarımızı. Ancak bu kanı akıtan biz değiliz. Ama bu kanın içinde bizi de boğmak istiyorlar. Biz yazarları, karikatüristleri, ressamları, heykeltıraşları, oyuncuları kendi cinnetlerine kurban ediyorlar. Düşünüyoruz,

MELİSA GÜRPINAR DA SONSUZLUKTA ŞİMDİ “HER HARF BİR MELEK” Sendikamızın Oktay Akbal başkanlığı döneminde genel sekreterliğini de yapan (1991-1993) şairimiz Melisa Gürpınar’ı yitirdik. Daha çok şiirleriyle tanıdığımız yazarımız; tiyatro eleştirileri, tiyatro oyunları, çocuk kitapları, anlatı ve romanlarıyla edebiyat tarihimizde değerli yerini aldı. Bir kitabının adında da dediği gibi “Yeni Bir Gün Şarkısı” sustu. Artık okur için “Her Harf Bir Melek” olacak sonsuzca. Yazarımızı 26 Kasım Çarşamba günü Şakirin Camii’nde kılınacak

“Önce otu biçmek, hâlâ canlı olan son bitkiye kadar her şeyi kökünden sökmek. Toprağı tuzla sulamak… Sonra otun belleğini öldürmek, bilinçleri sömürgeleştirmek için onları yok etmek; yok etmek için geçmişlerini boşaltmak. Bölgedeki tüm sessiz tanıkları, hapishaneleri, mezarlıkları ortadan kaldırmak.” Böyle diyor Eduardo Galeano “Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri” kitabında. Otun belleğini öldürmek, toprağı tuzla sulamak istediler. Onlarsa aşkın ve barışın geleceği için gece gündüz bir “yeryüzü çiçeği” büyüttüler. Latin

Cumhuriyet, 26 Temmuz 2014 Bizim Gazete, 26 Temmuz 2014 Günlük Evrensel, 26 Temmuz 2014 İzmir 9 Eylül, 26 Temmuz 2014

İsrail devletinin Gazze’ye yönelik katliamı devam ederken, güç karşısında yüksek perdeden konuşmayı adet edinmiş anlayışın şiddet okları ülkemiz yurttaşlarını da hedef göstermektedir. Türkiye’nin ve Türkçenin yazarlarından Mario Levi’nin ırkçı saldırılara maruz kalarak kitaplarının, İsrail ürünleri ile birlikte, protesto edilmesi fikri insanlık adına sürülmüş kara bir lekedir. Mario Levi, gücü İsrail’e yetmeyenlerin hedef tahtası değil, Türkiye’nin yazarıdır. Protesto edilmesi gereken Mario Levi ve kitapları değil, Filistin yerle bir olurken susmayı tercih

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞINA AÇIK MEKTUP Türkiye Yazarlar Sendikası, kırk yıllık yaşamında yazarlık emeğini ve onurunu, temel insan haklarının temel taşı düşünce özgürlüğünü, ülkemizin en zor koşullarında savuna gelmiş; kuruluş yılı 1974’ten bu günlere adı Türkiye’nin en seçkin yazar ve şairleriyle özdeşleşmiş büyük bir kültür kurumudur. Türkiye Yazarlar Sendikası, kültür tarihimizin yarım yüzyıllık belleğidir; yalnızca dünümüz değil, bugünümüz ve geleceğimizdir. Nice emekle, özveriyle düşünce özgürlüğü savaşımında kayıplar da vererek bugünlere

BASINA VE KAMUOYUNA TYS MÜZE BELGELİĞİ BOŞALTILIYOR Türkiye Yazarlar Sendikası’nın, 2002 yılında edebiyatımızın değerlerini korumak ve tanıtmak amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yaptığı bir protokolle açtığı Edebiyat Müze Belgeliği boşaltılmak isteniyor. Belgeliğimizin protokolü beş yılda bir yenileniyordu. İkinci yenileme, 21 Nisan 2011 tarihinde “yenileme dilekçesi”yle yapılmıştır. Bu işlemden sonra Sendikamız, Müze-Belgelik çalışmalarını sürdürmüştür. Ancak 30 Ocak 2012 tarihli bir yazıyla protokolün iptali ve Müze Belgeliğin boşaltılması istenmiştir. TYS’nin açtığı

120/141