“Sözcüklerin Piştiği Yerdeyiz” Yazar Mutfağı!
Sözcüklerin Piştiği Yerde: “Yazar Mutfağı”ndayız!
Kadıköy-İstanbul Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) tarafından gelenekselleşen ve yazının mutfağındaki o gizli telaşı okurla buluşturan “Yazar Mutfağı” etkinliği, 4 Nisan 2026 tarihinde edebiyatseverleri derinlikli bir yolculuğa çıkardı. Bu özel günün konukları, kalemlerini hayatın en sert köşelerinden ve en zarif hayallerinden yontan şair Berivan Kaya ile şair-yazar Ayşe Kaygusuz Şimşek oldu.
Edebiyatın sadece bir sonuç değil, bitmek bilmeyen bir oluş süreci olduğunun vurgulandığı söyleşide, iki yazarın birbiriyle harmanlanan fakat kendine has renkleri olan yaratım süreçleri masaya yatırıldı.
Toprağın Sabrından Kalemin Azmine: Ayşe Kaygusuz Şimşek
Söyleşinin en çarpıcı uğraklarından biri, Ayşe Kaygusuz Şimşek’in hayat ile edebiyat arasında kurduğu o kopmaz köprüydü. 80 Darbesi’nin gölgesinde yarım kalan bir okul hayatı ve ardından gelen 19 yıllık zorunlu bir sessizlik… Ancak Şimşek için bu bir duraklama değil, bilenecek bir sabır dönemiydi. Erken yaşta görücü usulü evlilik ve eşinin kaybıyla başlayan geçim mücadelesinde, elleriyle ekmek yapıp satarak hayata tutunan bir kadının, nasıl olup da Çalışma Ekonomisi’nden Halkbilimi’ne uzanan akademik bir başarıya imza attığı anlatıldı.
Tokat’ın Tanyeli köyünde koyun kuzu peşinde, toprakla hemhal olan bir “köylü” ile Ankara’nın edebiyat çevrelerinde nabız tutan bir “yazar”ın aynı bedendeki uyumu, izleyicileri derinden etkiledi. Şimşek, toprağı işlemenin metni işlemekle olan akrabalığını şu sözlerle özetledi: “Toprak da kağıt gibidir; emek vermeyene sırrını açmaz.” Onlarca usta isimle yaptığı söyleşileri kitaplaştıran, kütüphanelere binlerce kitap bağışlayarak gençlerin yolunu aydınlatan yazar, “Aydede ile Ateş” çocuk serisiyle kendi çocukluğundaki o yarım kalan masalları tamamladığını dile getirirken, edebiyatın bir tür sağaltma biçimi olduğunu bir kez daha hatırlattı.
İmgenin Hareketi ve Sistemin Eleştirisi: Berivan Kaya
Söyleşinin bir diğer odağı olan Berivan Kaya, edebiyatın estetik kaygıların ötesinde toplumsal bir sorumluluk taşıması gerektiğinin altını çizdi. İlk romanı “Bay CH” üzerinden kapitalist tüketim kültürünün ve içi boşaltılmış hazcılığın nasıl bir yıkım yarattığını, iki karşıt karakterin ironik çatışmasıyla nasıl kurguladığını anlattı.
Kaya’ya göre şiir, durağan bir seyirlik değil; harekete ve dönüşüme gebe bir imge dizgesidir. Betimlemenin konforundan kaçıp eylemin dinamizmine sığınan bir şiir dilini benimsediğini ifade eden yazar, edebiyat dünyasının “vitrin” kısmına dair de sert eleştiriler getirdi. Ödül mekanizmalarının işleyişine olan tepkisini gizlemeyen Kaya, seçici kurulların dosya okumadan karar verdiği bir sistemde ödülün bir meşruiyet aracı olamayacağını savundu.
Yayıncılık dünyasındaki emeğiyle de tanınan Kaya, Maya Dergisi tecrübesinin ardından, Ocak 2026’da yayın hayatına başlayan kolektif bir ruhun ürünü olan “Mayam” dergisinin müjdesini vererek, edebiyatın ancak dayanışma ile soluk alabileceğini vurguladı.
Mutfakta Sansür ve Özgürlük Mücadelesi
Etkinliğin son bölümünde, yazarların mutfağındaki o mahrem hazırlık evrelerinden çıkılarak edebiyatın kamusal alanına, yani ifade özgürlüğü ve sansür temalarına geçildi. Kelimelerin ardındaki gerçeklerin bazen birer mücadele bayrağına dönüştüğü, dilin kullanımındaki estetik tercihlerle sansüre karşı duruşun nasıl iç içe geçtiği tartışıldı.
Yazının mutfağına yapılan bu yolculuk, sadece iki yazarın hikâyesini değil, aynı zamanda Türkiye’nin toplumsal hafızasını ve edebiyatın bu hafızadaki onarıcı rolünü bir kez daha gün yüzüne çıkardı.
Söyleşi biterken akıllarda kalan ise; bir yanda ekmek teknesinden kütüphane raflarına uzanan bir azim, diğer yanda imgenin gücüyle sistemin çarklarına çomak sokan bir direnişti.

