Sadece ülkemizde değil, dünyanın bütün ülkelerinde insanlığın kazanımlarına, kültürel birikimlerine, aydınlanma ve bilimsel aklına, doğasına saldırılar durmadan artıyor. ABD’den Rusya’ya, Rusya’dan Brezilya’ya, Brezilya’dan Hindistan’a, İsrail’den ülkemize kadar… Gün geçmiyor ki bu ülkelerin siyasetçileri; ceplerinden kutsal kitaplar, dev ulusal bayraklar çıkarıp kitlelerini coşturmaya kalkmasın. Biz de tarihsel bilgimizle anlıyoruz ki yine bazı çuvallara bazı mızraklar sığdırılacak ve bir gözbağcılık, bir tavşana bak oyunu oynanacak. İnsanlık yine pazarlık masalarına yatırılacak. Bu ülkede

2011’de İstanbul’da imzalanan “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni ilk onaylayan ülkelerden biri Türkiye’ydi. Bugüne dek sözleşmenin maddelerini uygulamayan iktidar, geçtiğimiz hafta sözleşmeden çekilme niyetini açıkladı. AKP bürokratlarının; kadın özgürlüğü, kürtaj, kız çocuklarının evlendirilmesi, tecavüz, cinsiyet eşitliği gibi konularda suç teşkil eden söylemlerine yıllardır maruz kalıyoruz. İstanbul Sözleşmesi gündeme getirilerek bir kez daha akla, mantığa, hukuka sığmayacak demeçler veriliyor. Sözleşmenin Türk

1950 yılında Manisa’ta doğan şair dostumuz, edebiyata ilkgençlik yıllardan itibaren büyük emeği geçmiş ağabeyimiz Timuçin Özyürekli’yi yitirdik. Çok üzgünüz. Bugün edebiyat tarihimizde yer etmiş; Yeditepe, Yansıma, Yarına Doğru, Dönemeç, Türkiye Yazıları, Yürüyüş, Sanat Emeği, Bilim ve Sanat, Gerçek Sanat, Adam Sanat, Agora dergilerinin mutfağında, yazı kadrosunda yer almış, kendisi de Devrimci Kültürde Çıkış adlı dergiyi yayımlamıştı. Şiir kitaplarının yanı sıra çocuk kitapları da yayımlanan Özyürekli, bütün yaşamı boyunca hastalıklarla mücadele

Dostumuz, insan ve toplum sorunlarına duyarlı öykülerin yazarı Yılmaz Uçar’ı genç yaşında yitirdik. Bizler, değerli arkadaşımızın bu yıl başında geçirdiği by-pass ameliyatından sonra iyileşip sağlığına kavuştuğu haberini almayı beklerken ölüm haberini aldık. Edebiyata Gerçek Sanat dergisinde ilk şiirlerinin yayımlanmasıyla başlayan Uçar, daha sonra öyküye yöneldi; röportajlar yaptı, güncel siyasi gelişmeler üzerine gözlemlerini kaleme aldığı denemeler yazdı. Öykü, söyleşi ve denemeleri Varlık, İnsancıl, Notos Öykü, Güzel Yazılar, Cumhuriyet Kitap, Adam Öykü,

Sadece ülkemizde değil, dünyanın bütün ülkelerinde insanlığın kazanımlarına, kültürel birikimlerine, aydınlama ve bilimsel aklına, doğasına saldırılar durmadan artıyor. ABD’den Rusya’ya, Rusya’dan Brezilya’ya, Brezilya’dan Hindistan’a, İsrail’den ülkemize kadar… Gün geçmiyor ki bu ülkelerin siyasetçileri; ceplerinden kutsal kitaplar, dev ulusal bayraklar çıkarıp kitlelerini coşturmaya kalkmasın. Biz de tarihsel bilgimizle anlıyoruz ki yine bazı çuvallara bazı mızraklar sığdırılacak ve bir gözbağcılık, bir tavşana bak oyunu oynanacak. İnsanlık yine pazarlık masalarına yatırılacak. Bu ülkede

Uzun süredir yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren edebiyatımızın “ince belleği”, romancı Adalet Ağaoğlu’nu yitirdik. “Edebiyatımızın ince belleği” dedik; çünkü bizim gibi ülkelerde “yazı insanı” olmak sadece “yazmak” demek değil. Adalet Ağaoğlu bunu en iyi bilen kuşaktandı. O, yazının hemen her alanında kalem oynatırken aynı zamandan ülkesinin toplumsal tarihini de kayda geçirdiğinin bilinciyle yazdı. Hem roman yazdı, hem düşünce üretti hem de eylem içinde oldu, hiç çekinmeden düşüncelerini söyledi. Bu yüzden

Sivas Katliamı’nın 27. yıldönümünde; özgürlük, eşitlik taleplerini seslendirenler, Sivas’ta insanlarımızı yakan yangının sönmediğini, için yanmaya devam ettiğini, her gün yeniden görüyor, okuyor ve tüm benliklerinde hissediyorlar. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’a gelen ve düzenlenen etkinliklere katılan şair, halk ozanı, düşünür, sanatçı ve halkoyunu oynayan genç kız ve erkekler yakılarak katledilmişti. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yaşadıklarımızı, “Kışkırtılmış bir grup vahşinin yarattığı vahşet” olarak gelecek kuşakların belleğine

Gazeteci Soner Yalçın Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan 19 Haziran 2020 tarihli ‘Ahlâk Davası’ başlıklı köşe yazısında, sendikamızın kurucu genel başkanı Yaşar Kemal için, “Yaşar Kemal şahsına yararı olmayan hiçbir şeyle ilgilenmedi maalesef…” diyerek, haksız bir değerlendirme yapmıştır. Yaşar Kemal, Kürt Sorunu, Ermeni Sorunu, Demokrasi, Özgürlük gibi ülkenin temel sorunlarında, çağının tanığı olmanın yanında sanığı da olmaktan çekinmeyerek cesurca gerçeğin, haklının, mazlumun yanında, ezilenden, sömürülenden, kırımlara uğrayanın, dili, kültürü yasaklananın, tehcir edilenin,

Edebiyatımızda “1940 Kuşağı” diye adlandırılan kuşağın üyelerinden; sosyalist, devrimci dünya görüşünün izinde sürdürdüğü yaşam mücadelesini edebiyatla da buluşturmayı başarmış Hasan İzzettin Dinamo’ yu ölüm yıldönümünde mezarı başında anacağız. Ülkenin siyasi tarihi içinde ilerici aydınların çilesinin timsali olmuş şair Dinamo, “Kutsal İsyan” ve “Kutsal Barış” adlı destansı romanlarıyla da ülkenin kurtuluş ve kuruluş yıllarını anlatmıştır. Bir şiirinde; “Ben, o günlerin çocuğuyum işte/Ben yaralı Hasan,/Geçtim semender gibi/Ateş ormanlarının arasından,//Ondan açlık düşmanıyım/Ondan savaş

Haziran ayının ilk günlerinde yaşamını yitiren Nâzım Hikmet-Orhan Kemal ve Ahmed Arif emekçi halkın yazarlarıdır. Orhan Kemal, öykü, oyun ve romanlarında; Çukurova’nın katı gerçeklerini, toprak paylaşım kavgasını, emekçilerin alın terini çalanları, yorgunluktan bacağını patoza kaptıranları, sıtmadan zangır zangır titreyenleri, işsizliği, açlığı, İstanbul’un kenar mahallelerinde yaşayanları, Beyoğlu’nun arka sokaklarında gençliğini harcayanları, sokak çocuklarını, fabrika işçilerinin dünyasını anlatmıştır. Nâzım Hikmet, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan, ekmek, gül ve hürriyet günleri için mücadele

20/87