Biri sözcüklerin iç sesini, diğeri çizginin sessizliğini dinliyor!
Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) ile Kadıköy Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen “Yazar Mutfağı” söyleşisi, Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Söyleşinin kolaylaştırıcılığını ve sunumunu TYS Yönetim Kurulu üyesi Gürel Sürücü üstlendi. Etkinliğin bu ayki konukları yazar Ece Özbaş ile yazar ve ressam Atilla Ağırbaş oldu.
Sürücü, açılış konuşmasında söyleşinin çerçevesini şu sözlerle çizdi:
“Bugün Yazar Mutfağı, kelimenin çizgiyle; çizginin hikâyeyle buluştuğu bir eşikte duruyor. Yazının hafızadan, mekândan ve yaradan beslendiği bu masada; bir yanda kelimelerle evrenler kuran Ece Özbaş, diğer yanda çizgi, renk ve anlatıyla düşüncesini çoğaltan Atilla Ağırbaş var. Biri sözcüklerin iç sesini, diğeri çizginin sessizliğini dinliyor; ama ikisi de aynı sorunun etrafında dolaşıyor: Anlatmak, insanın kendisiyle kurduğu en sahici ilişki midir? Bugün bu mutfakta, yazının ve görmenin ortak belleğini birlikte yoklayacağız.”
Yaklaşık bir saat süren söyleşide, yazarların yaşamları, yazma serüvenleri ve eserleri Gürel Sürücü’nün yönelttiği sorular eşliğinde ele alındı.
Sürücü’nün Atilla Ağırbaş’a yönelttiği sorular, mekân ve sanat ilişkisi etrafında yoğunlaştı:
“İzmit’ten Denizli’ye, ardından yeniden doğduğunuz topraklara dönüş… Bu coğrafi hareket sanatınızı nasıl dönüştürdü? Bir şehirde yaşamak mı sanatçıyı biçimlendirir, yoksa sanatçı mı şehri okur? Denizli sizin için bir durak mıydı, bir atölye mi? Bir kenti terk etmek mi daha zordur, ona kök salmak mı?”
Atilla Ağırbaş, Denizli’ye yerleşme sürecini “kaderin bir cilvesi” olarak tanımlayarak; denizin yalnızca sözcüklerde var olduğu bu şehirde yaşamanın kendisi için başlangıçta zorlayıcı olduğunu, ancak zamanla bu zorluğun üretimini besleyen bir iç disipline dönüştüğünü ifade etti. Mekânla kurulan ilişkinin, sanatçının bakışını keskinleştiren bir deneyim alanı sunduğunu vurguladı.
Sürücü’nün ikinci sorusu fotoğraf ve renk üzerineydi:
“Fotoğrafta sizi asıl çeken şey an mı, hikâye mi? Resimlerinizde sıkça görülen mavi, bir kaçış rengi mi yoksa bir yüzleşme mi?”
Ağırbaş, fotoğrafta anın taşıdığı hikâyeye odaklandığını; mavinin ise kendi üretiminde kaçıştan çok, derinleşme ve yüzleşme alanı açtığını dile getirdi.
Söyleşinin devamında söz Ece Özbaş’a yöneldi. Sürücü’nün soruları, yazarın belleği ve yazıyla kurduğu kişisel ilişki etrafında şekillendi:
“Çocukluğunuzda kadınlar arasında büyümek, yazınıza nasıl bir dil ve bakış kazandırdı? Yazarken hâlâ o evin sesleri kulağınıza gelir mi?”
“Metinlerinizde sıkça karşılaştığımız ‘bir görünüp bir kaybolan baba’ imgesi, eksiklik ve arayış duygusunun çekirdeği mi?”
“Kitaplarla kurduğunuz bağ, sizin için bir sığınak mıydı yoksa dünyaya açılan bir kapı mı?”
Ece Özbaş, çocukluk yıllarının kadınların sesiyle, suskunluklarıyla ve dayanışmasıyla örülü bir bellek bıraktığını; yazarken bu seslerin hâlâ metinlerin arka planında dolaştığını belirtti. Baba figürünün ise yalnızca kişisel bir eksiklik değil, metinlerde sürekli yeniden kurulan bir arayış hâli olduğunu ifade etti. Kitapların kendisi için hem sığınak hem de dünyaya açılan bir kapı olduğunu vurgulayarak, yazının bu iki alan arasında kurulan bir denge olduğunu söyledi.
Söyleşinin ilerleyen bölümünde Sürücü’nün yönelttiği “Sizce edebiyat gerçekten dönüştürür mü, yoksa yalnızca tanıklık mı eder?” sorusu, iki yazarın ortak düşüncesiyle karşılık buldu.
Her iki yazar da edebiyatın yalnızca tanıklıkla sınırlı kalmadığını; tanıklığın kendisinin bile okurda ve yazarda bir dönüşüm başlatabileceğini dile getirdi. Edebiyatın dünyayı doğrudan değiştirmese de, insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi dönüştürme gücüne sahip olduğu vurgulandı.
Söyleşiye çok sayıda yazar ve edebiyatsever katıldı. Etkinlik, katılımcıların katkıları ve paylaşımlarıyla zenginleşti.
Sevginin, dostluğun ve barışın çoğaldığı bir dünya dileğiyle; iyi ki edebiyat, iyi ki sanat, iyi ki kitaplar diyoruz.
Bu vesileyle, rahatsızlığı nedeniyle etkinliğe katılamayan TYS Yönetim Kurulu üyesi Aydan Ay’a geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Ayhan Aydın
7 Şubat 2026
