13 Şubat 2026
Basın DuyurusuDuyurular

2026 Yılı Dünya Öykü Bildirimiz

Türkiye Yazarlar Sendikasının 2026 Yılı Öykü Bildirisi:
Öykü; Canlılığımız, Haysiyetimiz

Öykü kimilerine edebî türlerin en harcıâlemi gibi görünür; oysa görünen yüzeyinin altında keşfedilmeyi bekleyen nice âlem saklıdır. Uzaydaki başka dünyaları ya da öte dünyayı kastetmiyorum; her insanın biricik, kendine has bir âlemi olmasının sonucudur bu – içimizdeki saklı dünyaları da unutmamak lazım elbette. Her birimizin başkalarınınkinden farklı, benzersiz hikâyeleri, kendi hayatları var ve “Hayat” dediğimiz de bütün canlıların hayatlarının birlikte aktığı devasa bir nehirden başka bir şey değil. Hikâyelerimizi özgürce, canlı olmanın haysiyetine yakışır biçimde yazmamız, yaşamamız ise hayat nehrinde akanların arasında bizim de bulunmamızın, hatta bizzat nehrin ta kendisi olmamızın bir gereği.

İşte bizim bu hikâyelerimize çok özel biçimlerde –sözgelimi eğip bükerek, hayaller, düşler, oyunlar ekleyerek ya da gevezelik ederek yahut eksilterek– dokunulmasıyla edebî bir tür olarak öykü ortaya çıkar, yazılır. Evet, bir yanıyla hikâyelerimizin biricikliğinin altının çizilmesidir, ama bundan çok fazlasıdır. Öykü, küçük bir parçada hem bütünün hem de o bütündeki başka parçaların barındığını, birlikte aynı evrende var ve etkileşim içinde olduklarını duyurur bize. Öykünün yüzümüze tuttuğu aynadan başkalarına ait, zamanın ve zeminin yansıma ve yanılsamalarıyla iç içe geçmiş, kırık ve çoğul görüntüler yansır; ama biz kendimizi de görür gibi oluruz. Bu karşılaşma sırasında, bile isteye ya da farkında olmadan sakladıklarımızı ele verdiğimizi fark ederiz, başkalarına değilse bile kendimize sobeleniriz, şaşakalır ya da dehşete kapılırız; kiminde kararır kiminde ferahlarız. Öyle ya da böyle, bizi okurken derinden çarpmış, izi kolay silinmeyecek bir bakışmada takılıp kaldığımızı hissederiz.

Öyküde çok zaman bize bir şeyler anlatılır, ama biz anlatılmayanları da sezeriz. Yeryüzünün görünenin mimarisinden görünmeyenlere –sezdiklerimize, aklımızdan geçenlere, kafadan uydurduklarımıza, yakıştırdıklarımıza, yok saydıklarımıza, hayallere, düşlere, rüyalara– uzanan, oralardan yeniden yeryüzüne dönen, dönenerek ya da dümdüz akan, yükselip alçalan, hareketteki müziği, müzikteki şiiri duyuran nice yol örülmüştür öykülerden – daha da örülecek elbette.

Öykünün okuyanların yaratıcılığına gereksinim duyduğu da hatırda tutulmalı. Okuyan kişinin kendi hayatından ya da önceki okumalarından edindiği deneyimleri, sezgileri ve hayal gücü sayesinde, belki de her seferinde yepyeni yollar açılır ve kat edilir. Her birimizin aynı öyküyü okuduğumuzda farklı tatlar almamız, farklı âlemlere açılmamız bundan ötürüdür.

Biçimsel, teknik arayışlar konusunda öncü ve ataktır öykü. Bu, öykünün sınırlarının çizilememesinin bir sonucudur. Çok farklı dil, anlatım ya da kurguyla yazılabilir ve yazılan hemen her öyküde türün sınırlarının zorlandığına ya da ihlal edildiğine tanık oluruz. Gelgelelim bu ihlaller, bu arayış ya da yenilikler, o metni öykü olarak adlandırmamıza engel olmaz. Bir edebî tür olarak kabul gördüğü zamanlardan bu yana kaleme alınmış öykülerin çeşitliliği, yepyeni arayışlara, atılımlara imkân veren apaçık bir alan sunar öykücülere. Öykünün her daim genç kalmasını sağlayan sınırların böylesine açık olmasıdır. Öyküye dair altını çizmeye çalıştığım bu noktaların salt edebiyata ilişkin birtakım meselelerin ifadesi olduğu sanılmasın; bunların aynı zamanda belirli bir bakış açısına, anlama ve anlamlandırma yöntemine işaret ettiğine dikkat çekmek isterim.

Gerçeklerin üstünün göstere göstere örtüldüğü, tekdüze, tek tip hayatların dayatıldığı, farklılıkların yok sayıldığı, insanlara sadece ayakta kalmalarına yetecek koşulların layık görüldüğü, güçlülerin önü sonsuzca açılırken onların zulümlerine, haksızlıklarına karşı durmak için yan yana gelmeye çalışanların önüne sayısız engelin çıkartıldığı, bu şekilde canlılığımıza ve haysiyetimize sürekli ve farklı yollarla kastedilen günümüz dünyasında, öykü, biricikliğimize yaptığı vurgunun yanı sıra hayal gücümüze, sezgilerimize güvenmemizi salık veren, yeniliklere açık olmayı, yaratıcılığı özendiren bakış açısıyla canlı olmanın türlü çeşit hallerini, inişli çıkışlı ritimlerini bize hatırlatıyor; çok yüksek perdelere çıkmayan, derinlerden, diplerden, karanlıklardan geçerek geldiğini duyuran bir sesle yaşıyor olmanın vazgeçilmez, teslim edilemez haysiyetinin diri kalmasını sağlıyor.

14 Şubat Dünya Öykü Günü kutlu olsun.

   Behçet Çelik

Bağlantıyı kopyala