Türkiye Yazarlar Sendikası

Cuma, Haziran 23, 2017

Please update your Flash Player to view content.

Arama

Site Çeviri

Turkish English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 13 ziyaretçi çevrimiçi
Anasayfa TYS Basın Duyurusu

TYS MÜZE BELGELİĞİ BOŞALTILIYOR

BASINA VE KAMUOYUNA

TYS MÜZE BELGELİĞİ BOŞALTILIYOR

Türkiye Yazarlar Sendikası’nın, 2002 yılında edebiyatımızın değerlerini korumak ve tanıtmak amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yaptığı bir protokolle açtığı Edebiyat Müze Belgeliği boşaltılmak isteniyor.

Belgeliğimizin protokolü beş yılda bir yenileniyordu. İkinci yenileme, 21 Nisan 2011 tarihinde “yenileme dilekçesi”yle yapılmıştır.

Bu işlemden sonra Sendikamız, Müze-Belgelik çalışmalarını sürdürmüştür. Ancak 30 Ocak 2012 tarihli bir yazıyla protokolün iptali ve Müze Belgeliğin boşaltılması istenmiştir. TYS’nin açtığı iptal davası ise İdare Mahkemesince reddedilmiştir. Dava, temyiz aşamasındadır.

Sendikamız on yılda Nâzım Hikmet, Şükran Kurdakul, Enver Gökçe, Aziz Nesin, Arif Damar, Melih Cevdet Anday, Cemal Süreya, Asım Bezirci gibi yazarlarımızın yazı gereçlerini, ilk baskı kitaplarını, özgün el yazısı şiir ve düzyazı taslaklarını, fotoğraflarını, yazı gereçlerini belgeliğe kazandırmıştır.

Eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’la ve bu dönem Kültür Bakanı Ömer Çelik’le Müze Belgeliğin korunması ya da yeni bir yer verilmesi için görüşülmüştür ancak bakanlardan herhangi bir yanıt alınamamıştır.

Şimdi ise boşaltma için bir aylık bir süre verilmiştir. Süre 8 Mayıs 2014’te dolacaktır. Müzenin boşaltılmasından sonra yüzlerce değerli yapıtı, belgeyi nerede ve nasıl koruyacağımıza ilişkin bir öngörümüz yoktur. Yargı (temyiz) kararını beklemeden ya da bakanlıktan olumlu bir yanıt almadan belgeliği boşaltmayacağımızı halkımıza duyuruyoruz.

Belgeliğin AKM, Emek Sineması, Akün ve Şinasi Sahneleri gibi bir “kültür suikastı”na uğramasını istemiyoruz.

Bunun için kamuoyunu bu oyunu bozmaya, bu kültür değerimizin korunması için dayanışmaya çağırıyoruz.

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI

 

 

 

 

 

 

TO THE PRESS AND THE PUBLIC

ARCHIVE MUSEUM OF TURKISH WRITERS’ UNION IS TO BE VACATED

The Literary Archive Museum, which was opened by Turkish Writers’ Union in 2002 under a protocol with the Ministry of Culture and Tourism in order to protect and promote the unique values of our literature, is attempted to be vacated.

The protocol for our archive would be renewed every five years. The protocol was to be renewed for a second time when we submitted our “request of renewal” on April 21, 2011.

After this procedure, our Union continued the usual operation of the Archive Museum. However, with a statement dated the 30th of January, 2012, we were demanded to cancel the protocol and vacate the Archive Museum. Our Union’s action for nullity was dismissed by the Administrative Court. The case is appealed.

Over the past decade, our Union has enriched the Archive with the first editions of the books, drafts of the poems and proses in original handwriting, photographs and writing utensils of many authors including Nâzım Hikmet, Şükran Kurdakul, Enver Gökçe, Aziz Nesin, Arif Damar, Melih Cevdet Anday, Cemal Süreya and Asım Bezirci.

We have negotiated the issue of protecting or assigning a new place for the Archive Museum with Ertuğrul Günay, the former Minister of Culture, and Ömer Çelik, the current Minister of Culture, but no answer could be received from the ministers.

Now we are allowed one month to vacate the building. Deadline is May 8, 2014. We do not know where and how we will protect hundreds of precious works and documents after the Museum is vacated. We announce to the public that we will not vacate the Museum until we receive the decision of the Court of Appeals, or a positive answer from the Ministry.

We regret to imagine that the Archive Museum will be subjected to a “cultural assassination” like Atatürk Cultural Center (AKM), Emek Cinema, Akün and Şinasi Theatres.

This is our solidarity call to the public to undo this game and protect this cultural value together.

TURKISH WRITERS UNION

 

 

Das Museum-Archiv der TYS soll geräumt werden

Das Museum-Archiv daß die Schriftsteller Gewerkschaft der Türkei (TYS) durch ein Protokoll mit dem Ministerium für Kultur und Tourismus zur Erhaltung und Verbreitung der Werte unserer Literatur eingerichtet hat soll geräumt werden.

Das Protokoll über unser Archiv wurde jedes fünftes Jahr aktualisiert. Die zweite Aktualisierung ist am 21 April 2011 durch eine “Aktualisierungspetition” erfolgt.

Nach der Petition führte unsere Gewerkschaft die Arbeit des Museums-Archiv weiter. Doch wurde das Protokoll durch ein Schreiben am 30. Januar 2012 aufgelöst und die Räumung des Museum-Archivs verlangt. Die Anfechtungsanklage die die TYS erhoben hat wurde durch das Verwaltungsgericht abgelehnt. Das Berufungsverfahren liegt jetzt dem übergeordnetem Gericht vor.

Unsere Gewerkschaft hat in den vergangen zehn Jahren die Schreibutensilien, Erstauflagen, Manuskripte, original Gedichts- und Schriftentwürfe, Fotografien von Autoren wie Nazım Hikmet, Şükran Kurdakul Enver Gökçe, Aziz Nesin, Arif Damar, Melih Çevdet Andak, Cemal Süreya, Asım Bezirci dem Archiv erworben und ausgestellt.

Die TYS hat mit dem Gesuch für die Erhaltung bzw. eine neue Unterkunft für das Museum-Archiv mit dem ehemaligen Kultur- und Tourismusminister Ertuğrul Günay und mit dem heutigen Kulturminister Ömer Çelik Besprechungen geführt aber von den Ministern keine konkrete Antwort erhalten.

Aktuell ist unserer Gewerkschaft eine Einmonatliche Frist gegeben worden die am 8 Mai abläuft. Unsere Gewerkschaft hat keine Aussichten wie sie die hunderte von wertvollen Werken und Dokumente sicher Aufheben kann. Wir erklären hiermit der Öffentlichkeit daß die TYS dem Räumungsbefehl des Museum-Archivs nicht folgen wird, ehe wir nicht den Gerichtsspruch vom übergeordnetem Gericht erhalten oder vom Ministerium eine positive Antwort erhalten haben.

Wir möchten nicht daß das Archiv ein ähnlichem “Kulturattentat” zum Opfer fällt wie die AKM, das Filmtheater Emek, die Bühnen Akün und Şinasi.

Wir rufen die Öffentlichkeit zur Solitarität zur Erhaltung und Bewahrung unserer Kulturhabe auf.

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI

 

Remarques à la presse et à tout le monde!

Fondé par le Syndicat des Ecrivains, se basant sur un protocole d'accord soussigné avec Ministère de la Culture et du Tourisme à l'an 2002 afin de conserver et promouvoir les valeurs de notre littérature, La Salle de Documentation Littéraire est en risque de fermer ses portes.

Le renouvellement de l'accord susdit avait été fixé à 5 ans de l'intervalle dont le deuxieme s'était réalisé en 21 Avril 2011 avec une “requête de renouvellement”.

À partir de celà, dans la “Salle de Documentation Littéraire” les activités prévues ont été effectuées dans leur cours habituel. Pourtant une notice officielle datée de 30 Janvier 2012 nous a declarée un préavis de déménagement immédiat de la Salle et la résiliation de l'Accord quinquennal. Notre demande d'annulation de ces contraites a été rejetées par le Tribunal Administratif. On est maintenant devant La Cour de Cassation.

Les deux ministres (précédent et actuel) n'ont pas pris la peine d'accorder une réponse positive ou négative à notre demande de garder La Salle ou bien de nous attribuer un autre immeuble.

Aujourd'hui le Ministère nous oblige à déménager suivant l'expiration d'une période d'un mois. En outre, le destin des centaines de documents précieux et des centaines d'œuvres d'art est tout à fait incertain sous ces circonstances présentes. Et nous voulons ajouter que nous ne quitterons pas notre Salle jusqu'à la décision finale du juridiction ou bien jusqu'à l'attribution d'un immeuble approprié à notre mission de conserver les traces de la littérature.

Nous ne désirons absolument pas de nous trouver face à un nouveau “désastre culturel” comparable avec ceux d'AKM, de Cinéma Emek et des Salles de Theâtres (notamment Akün et Şinasi) qu'on avait témoigné dans des années récentes grâce aux politiques destructives du gouvernement.

Ainsi nous faisons appel à tout le monde pour la solidarité.

Syndicat des Écrivains de Turquie

 

 

 

 

 

TYS GENEL BAŞKANI SAYIN MUSTAFA KÖZ ÜN KONUŞMASI  Dinlemek İçin Tıklayınız 
TYS MÜZE BELGELİĞİ  RESİMLERİ İÇİN TIKLAYINIZ

 

 

 

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ BİLDİRİSİ (2014)

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ BİLDİRİSİ (2014)

KADIN ÖZGÜRLEŞMEDEN YERYÜZÜ ÖZGÜRLEŞMEZ

Kadınlar, hakları ve özgürlükleri için yüzyıllardır savaşıyorlar. Onlar biliyorlar ki özgürleşmenin, kurtuluşun yolu hem kendileri için hem çocukları için direnmekten geçer.

New York tekstil işçilerinin kanlarıyla, canlarıyla, emekleriyle “eşit işe eşit ücret”, “Sekiz saatlik iş günü” gibi edindikleri haklarla bu yola bir kez girmiştir yeryüzü kadınları. Başka yaşamsal haklarını alana, özgürleşene kadar da tarihi temize çekmeye hazırdır onlar.

İşte 8 Mart, kadının özgürleşme savaşımının en önemli günüdür.

Bugün yeryüzü kadınları; cins ayrımcılığına, feodalizmin, kapitalizmin kadına dayattığı siyasal ve toplumsal baskılara karşı, emekçiler özgürleşme savaşımının yanı sıra emek savaşımı da veriyor.

İşte 8 Mart, emeğin bu aydınlık yolunun unutulmaz, silinmez adıdır.

Öyleyse emeğin, özgürlüğün güneşli yolunda sapmadan yürüyen ve kadınlara kurtuluşun gerçek yolunun dayanışmadan geçtiğini söyleyen, geleneği geliştirip bizleri daha güçlü kılan Rosa Luksenburglar’a, Aleksandr Kollantailer’a, Sena Muhaydliler’e, Ayçe İdil Erkmenler’e bu erdemli günde bin selam olsun!

Biliyoruz ki milyonlarca kadını özgürleştirecek olan, düzenin sınırlarına tutsaklık değil, emekçi kadınların gerçek ve köklü evrensel bilincidir.

Bu bilinç meşalesi, ateşini emekçi kadınlarımızın emek ve özgürlük direncinden almaktadır. Bu uzun ve anlamlı yolda tutsak düşen kadınlarımız önümüzü aydınlatıyor.

İşte 8 Mart, bu anlamlı ve zorlu yolda tutsaklıktan özgürlüğe atılan ilk adımdır.

Bu savaşımda emeklerini oğullarının, kızlarının emekleriyle birleştiren ve  çocuklarını yitiren emekçi analarımızı da tarihin uçsuz bucaksız emek birikimiyle selamlıyorum.

Bu özel günde, emek tarihinin emekçi oğullarından Gezi Direnişi’nin ilk karanfili Mehmet Ayvalıtaş’ın annesi Fadime Ayvalıtaş’ı da özlemle anıyorum.

Gülsüm Elvan

(Üç mevsimdir uyuyan Berkin Elvan'ın annesi)

TYS 40.YIL MANİFESTOSU

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI

40.YIL MANİFESTOSU

ÇAĞI UTANDIRMAYACAĞIZ!

“Oğlumun üzerinden bana ulaşmaya çalışıyorlar. Oğlumun vakıf için imar değişikliği istemesi suç mu?” ( Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan)

Yolsuzluk davasında oğlu Bilal Erdoğan’ın suçlanması üzerine/ 2013

“Kul hakkı yemeyiz, yedirmeyiz.” dediniz. Halkı yok yoksul bıraktınız. Önce çaldınız, sonra yargıyı iş göremez kıldınız

İktidarınız bizim için meşruiyetini yitirmiştir.

Çünkü halkını hısımına akrabasına soyduranlar, iktidar değil, talanın suç ortağıdır.

***

“Devlet geleneğimizin kendini korumak için tarih boyunca geliştirdiği reflekslerin bir kısmı, epeyce ürpertici, benden söylemesi.” (Hamdi Kılıç, Başbakanlık Müşaviri)

Devlet içi hesaplaşmaya ilişkin bir yazışmadan / 2014

“Zulme karşı sessiz kalan, dilsiz şeytandır.” dediniz. Halkı baskıyla sindirdiniz. Vurdunuz incittiniz.

İktidarınız bizim için dürüstlüğünü yitirmiştir.

Çünkü sabrı ve iyiliği kötülükle kanla boğanlar, iktidar değil, avcının av ortağıdır.

***

“Çanak çömlek çıktı diyerek bizi üç beş yıl oyaladılar.” ( Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan)

Marmaray kazısında bulunan antik liman üzerine / 2011

Doğayı biz koruruz, gerçek çevreci biziz” dediniz. “Bu ucube yıkılacak” dediniz. Halkın suyuna, toprağına, kültürel kalıtına HES’ler AVM’ler için göz diktiniz. Ağaçları söktünüz, bulutları karartınız, anıtları yıktınız.

İktidarınız bizim için içtenliğini yitirmiştir.

Çünkü yalanın saltanatıyla halkını oyalayanlar, iktidar değil, vandalların yol ortağıdır.

***

Güzel öldüler.” (Ömer Dinçer, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı)

Karadon Maden Ocağı’nda 30 işçinin ölümünden sonra / 2010

“Adalet ve kalkınma için emek değerlidir.” dediniz. Halkın alın terini üç otuz kuruşa sermayenin kanlı havuzuna akıttınız.

İktidarınız bizim için adaletini yitirmiştir.

Çünkü adaletin saf kılıcını emeğin kutsal etinde bileyenler, iktidar değil, sermayenin kâr ortağıdır.

***

“Köşe yazarları ne kadar az yazarsa ülkede o kadar huzur olur.” (Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan)

Partisinin TBMM grup toplantısında partililere seslenirken / 2009

“Hangi gazeteci, hükümeti eleştirdiği için tutuklu?” dediniz. Ülkeyi yarı açık cezaevine çevirdiniz, düş kurmayı bile suç kıldınız.

İktidarınız bizim için inandırıcılığını yitirmiştir.

Çünkü düşünceye, düş gücüne kilit vuranlar, kölelerin sır ortağıdır.

***

“Türk hanımları evinin süsüdür, erkeğinin şerefidir.” ( Vecdi Gönül, Milli Savunma Bakanı)

AKP Kocaeli İl Kadın Kolları Teşkilatı’nın düzenlediği “Dünya Kadınlar Günü” çayında  / 2005

“Cennet, annelerin ayakları altındadır.” dediniz. Yasalarla, törelerle kadınlarımızı evlerde, sokaklarda öldürdünüz.

İktidarınız bizim için yansızlığını yitirmiştir.

Çünkü kadınları erkeğin sürülecek tarlası görenler, iktidar değil, kaba gücün şer ortağıdır.

***

“Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun.”  ( Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan)

Sivas Katliamı zaman aşımı kararından sonra / 2012

“Alevi de Kürt de benim yurttaşımdır.” dediniz.  Yangına körükle gittiniz, yoksul Kürt halkına gökten bomba yağdırdınız.

İktidarınız bizim için eşitliğini yitirmiştir.

Çünkü halkını diline, dinine, mezhebine göre ayıranlar, iktidar değil, yalanın kan ortağıdır.

Biz aşağıda imzası olanlar, bu kara, kapkara görüntüye karşın halkımızın özgürlüğe inancını yitirmeyeceğini biliyoruz.

Bu umudu diri tutan, yine halkın dünden bugüne taşıdığı direnme gücüdür.

Bunun için diyoruz ki:

Biz aşağıda imzası olanlar, karanlığa karşı halkımızla direnmeyi yeni yılda da sürdüreceğiz..

Yalanın, talanın, zulmün gölgesini üstümüzden silene kadar…

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI

 

YAZIYORUZ SÖZCÜKLERİN VE KANIN GÖLGESİ ALTINDA

YAZIYORUZ SÖZCÜKLERİN VE KANIN

GÖLGESİ ALTINDA…   


Savun çiçek taçlarının bittiği yeri,

Paylaş düşmansı geceleri

Nöbet tut şafağın devri için

İçine çek yıldızlı tepeleri

Ve savun ağacı,

Dünyanın tam ortasında

Büyüyen ağacı.

Pablo Neruda


Böyle diyordu  Neruda. Türkiye halkı yeryüzünün ortasında, üç denizin birleştiği bu sonsuz topraklarda büyüyen o ağacı ve yurdunun onurunu yaz boyunca savundu, savunuyor. Şiirin özgürlük ülküsünü bu halk direnişi, iktidarlara yeniden gösterdi. Yeniden gördük ki halkın yüreği ve şairlerin sözcükleri ateşböcekleri gibi ışıyıp duracak yılgınlığa karşı.  Onların ışıklarıyla sağaltacağız yaralarımızı. Onların küçük, umutlu ateşleriyle aydınlatacağız yolumuzu.

İyi gününde daha da yüreklenmemiş, kötü gününde şiirle ayağa kalkmamış kim var ki?

Şiir de ansızın sokağa çıktı. Gençleri ayağa kaldırmak, düşkünü yaşama çağırmak için. Şaşırdık mı? Hayır. Bir yerlerde çoban ateşleri, karpitler gibi, orada, uzaklarda şiirin kıvılcımları parlayıp sönüyordu nicedir. Şimdi daha yakındalar. Sokaklara, bulvarlara, parklara günlerce şiir yağdı.

Gençler şiir okudular. Ağaçlar şiir açtı. Bunun için kara, paslı bir duvara “Gezi’den başladı, tüm sokaklara şiir egemen olacak.” yazmıştı çocuklar. Başka bir duvarda başka bir söz de bu çağrıyı yineliyordu: “Şiir sokakta.” Haklıydılar çünkü Pablo Neruda, Yannis Ritsos, Ömer Hayyam, Neyzen Tevfik, Nâzım Hikmet, Cemal Süreya, Edip Cansever, Ece Ayhan, Can Yücel de dizeleriyle onlarlaydı.

Türkiye halkı, iktidarların, inançların, yasaların ellerinden almalıyız yıpranan, küçümsenen, yok edilen dili diyerek alanlara indi. Kendi dilini, yepyeni bir direniş diliyle biledi. Aşağılayan kaba, yıkıcı, zehirli iktidar diline karşı şiiri yeniden buldu. Özgürlüğünü şiirle yeniden aradı. Şiir; bankaların, borsaların, iri hantal banknotların, küfrün ve kutsanmış kötülüklerin bataklığından ruhlarımıza geri döndü. .

Direniş,yalnız Gezi Parkı’nda mıydı? Şiirle direniş, dünyanın her yerinde şairleri eyleme geçirdi. Bu eylemlerden biri de Dünya Şiir Hareketi’nin direnişe mektup-şiiriyle selamıydı. Dünyanın dört köşesinde şiirle düşünen, şiirin ve insanın sorunlarına eğilen Şiir Hareketi, Gezi eylemine de kulak verdi. Direnen Türkiye halkını selamladı. Bu selam, şiirin evrensel kardeşliği içindi. Şimdi bu şiir eylemiyle biz Türkiyeli şairler de dünya şairlerini, kardeşlerimizi ve zulme direnen halkımızı selamlıyoruz.

Şiir buradadır, şiir kalplerimizin gölgeleri kadar yakındır bize. Ona bağlılığı istemeliyiz. Boyun eğiş,  şiirin ve insanın özgürlüğünedir yalnızca. En korkunç toplu öldürmelerden, yaprağın ürpertisinden, önemsiz savsözlerden, duyulmaz çığlıklardan, karıncaların gürültüsünden de yazılır şiir. Zaferi ve direnci bilir.

Emeğin, aşkın ve yeryüzünün ortasında büyüyen o ağacın yemişleri ancak şiirle tatlanabilir. Tel örgülerden, yığınaklardan, savaşlardan ve yersiz barışlardan, devletlerin, dinlerin bize taş iskeletler kadar uzak tanrılarından, sınırlarından kurtulduğumuzda şiir yeryüzünden bir daha çekilmemek üzere yüreklerimize gelip yerleşecektir.

Bu inanç diri tutuyor bizi. Sonsuzluktur çünkü şiir. Ve biz şairler bunun için yazıyoruz kılıçların, sözcüklerin ve kanın gölgesi altında.


TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI


WE ARE WRITING UNDER THE SHADOW OF THE WORDS AND BLOOD 

Defiende el fin de sus corolas,

comparte las noches hostiles,

vigila el ciclo de la aurora,

respira la altura estrellada,

sosteniendo el árbol, el árbol

que crece en medio de la tierra.

Pablo Neruda

These were the words of Neruda. Turkish people have been defending that tree which grows on  this infinite land where three seas unite and the honor of their country in the middle of the earth throughout the summer. We have seen again and again that the heart of the people and the words of the poet will continue to shine as firebugs against intimidation. We will heal our wounds with their lights. We will light our way up with their tiny and hopeful fires.

Can there ever be anyone who did not gain courage in the good days and did not rise up with poetry in the bad days? Poetry made the streets all of a sudden too. For waking up the youngsters and inviting indulgents to life. Were we surprised? No. Shepard’s fire somewhere, like carbides, over there, further, the sparks of poetry were glowing and dying out for such a long time. They are closer now. Poetry rained down to the streets, boulevards and parks for so many days.

Youngsters read poetry. Trees blossomed poetry. That is why the kids had written “Starting from Gezi, the poetry triumph over all the streets” on a black and rusty wall. Another word on another wall was echoing this call too: “Poetry is on street.” That is because Pablo Neruda was right, and Yannis Ritsos, Ömer Hayyam, Neyzen Tevfik, Nâzım Hikmet, Cemal Süreya, Edip Cansever, Ece Ayhan, Can Yücel... They are all with them with their verses.

Turkish people went down the squares by saying that we have to regain the language that was eroded, derided and destroyed from the hands of the political powers, beliefs and laws. They sharpened their own language with a brand new language of resistance. They rediscovered poetry against the despising, impolite, destructive and poisonous language of power. They searched their freedom by poetry again. Poetry returned to our soul from the swamp of the banks, stock exchange, massive and clumsy banknotes, blasphemy and the blessed evils.

Was resistance only in Gezi Park? Resistance by poetry mobilized poets everywhere on the world. One of these actions was the greeting of the World Poetry Movement for the resistance by a letter in verse. The Poetry Movement which thinks with poetry and bends for the problems of the poetry and the human being in all corners of the world lent an ear to the the Gezi action. It greeted the Turkish people in resistance. This greeting was for the universal brotherhood of poetry. Now with the poetry action, we as the Turkish poets greet the world poets, our brothers and our people who are resisting against oppression.

The poetry is here, the poetry is as close as the shadows of our hearts to us. We have to demand the allegiance for it. Submission is only for the freedom of poetry and the human being. The poetry can be written by the most heinous massacres, the shivering of the leaf, trivial slogans, unheard screams, the noise of the ants. It knows the victory and the resistance.

The fruits of that tree that grows in the middle of labor, love and earth can only get sweetened by poetry. Poetry will come and settle in our hearts without ever retreating from earth, when we would get rid of barbed wires, piles, wars, and untimely peace, and the gods and the borders of the states and religions that are as further from us as the stone skeletons.

This belief keeps us awakened. That is because poetry is infinity. And that is why we poets are writing under the shadow of swords, words and blood.

TURKISH WRITERS SYNDICATE

--
TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI
0212 259 74 74

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 8 - 13

8