Türkiye Yazarlar Sendikası

Pazartesi, Temmuz 22, 2019

Please update your Flash Player to view content.

Arama

Site Çeviri

Turkish English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 6 ziyaretçi çevrimiçi
Anasayfa

Basın Duyurusu

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ GELENEKSEL BİLDİRİSİ

 

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ

GELENEKSEL BİLDİRİSİ

MERHABA 8 MART 2015…

 

Dünya kadınlarının yüzyıllardır süren dayanışma, direnme, isyan ve mücadelesinin en önemli günüdür 8 Mart…

Aklımız emeğimiz, bedenimiz üzerindeki baskıya, sömürüye ve şiddete son vermek için sürdürdüğümüz eşitlik ve özgürlük mücadelesinin meşalesini yaktığımız gündür 8 Mart…

Ancak ne yazık ki bugün bu meşalenin yakıldığı 8 Mart 1857’ den tam 158 yıl sonra  “Canlıların egemen ya da bağımlı olması yaradılıştandır! Ancak farklı bir şekilde; özgür insan köleyi yönetir, erkek dişiyi, baba çocuğu... Köle; tartışma hakkından tamamen yoksundur, kadın buna sahiptir ama yetkesi elinden alınmıştır.” diyen Aristoteles’in anlayışı ile yönetilen bir ülkede 8 Mart’a uyanıyoruz.

Erkek egemenliği ile işbirliği temeli üzerinde kurulmuş kapitalizmin bugün geldiği aşama olan neo liberal politikaların en ateşli temsilcisi olan AKP İktidarı; ataerkil sistemin kadının aklı, bedeni ve emeği üzerinde kurduğu şiddet, baskı ve sömürüyü feodal derebeylikleri aratan bir biçimde yeniden üretmektedir.

Üstelik kadının emeği ve bedeni üzerindeki bu şiddet, baskı ve el koyma hali; AKP’ nin neo liberal politikalarının kentlerimiz, mahallelerimiz, kamusal alanlarımız ve doğal alanlarımız üzerinde kurduğu yağma ve talanın etkisi ile bir kat daha artmaktadır.

Bu nedenledir ki ülkemizde, mahallerimizde, meydanlarımızda, derelerimizde, ormanlarımızda, köylerimizde ve kentlerimizde sürdürülen direniş ve mücadelelerin başını çekmektedir kadınlar…

Bugün sadece ülkemizde değil bütün dünyada bu politikaların neden olduğu yoksulluğun, çevre katliamlarının ve savaşların sonucunda en çok zarar görenler yine kadınlardır. Dünyanın yoksul insanlarının % 70’ i, iklim değişikliklerinin neden olduğu doğal felaketlerde ölenlerin % 85’ i, göçmen ve mültecilerin % 80’ i kadındır. Ayrıca iklim değişiklikleri ve doğal kaynakların elde edilmesi konusunda çıkacak çatışma ve savaşlar kadınları daha da derinden etkileyecektir.

Bugün kadının doğurganlığı üzerinden ucuz işgücünü arttırmaya yönelik politikalar temel alınmakta, kadın kamusal ve toplumsal hayattan koparılmaktadır. Kadınlar, aile ve din baskısı eşliğinde ev içine kapatılmaktadır.

Beden ve emek sömürüsünü oradan devam ettirmeye çalışan politikaların yarattığı toplumsal baskı ve anlayış; kadınların canını yakan katliam, şiddet, taciz ve tecavüzlerin tarihimizde görülmedik bir biçimde artmasına neden olmaktadır.

Bu politikaların yürütücüsü iktidar sahipleri, en yetkili ağızlardan, kendi yarattıkları bu taciz, tecavüz ve artık cins kıyımına varan kadın cinayetlerini kullanmaktadır. Başta kadınlar olmak üzere bu düzene itirazı olan tüm toplumu sokaklardan ve kamusal alanlardan uzak tutmak için şiddetin ve ayrımcılığın tüm biçimini utanmazca meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

Kadın cinayetlerinin yüzde 1400 arttığı bu iktidar döneminde “ileri demokrasi ve yeni Türkiye” söylemleriyle her türlü demokratik hak ve hukuk arayışı askıya alınmakta, tüm yaşam alanlarımız iktidarın erkek egemen, kadın ve doğa düşmanı politikaları ile yeniden tasarlanmaktadır.

Bu nedenle biz kadınlar; yüzyıllardır bu kara düzenin engizisyon mahkemelerinde, giyotinlerde, fabrikalarda, recim törenlerinde, savaşlarda, işkencelerde, göçmen kamplarında, okul yolunda, evde, işte, kısacası yaşamın her alanında öldürülen, tacize, tecavüze, sömürüye uğrayan tüm kadınlara ve insanlığa söz veriyoruz.

Aklımız emeğimiz, bedenimiz ve yaşam alanlarımız üzerindeki baskıya, sömürüye ve şiddete son vermek için sürdürdüğümüz eşitlik ve özgürlük mücadelesinin ışığını karartmamaya ve bu kapitalist erkek egemen düzenin yarattığı yüzyılların karanlığını yırtmaya kararlı olduğumuzu yeniden söylüyoruz.

İnadına isyan, inadına özgürlük diyoruz.

Yaşasın Kadın Dayanışması…

Yaşasın  8 Mart…

Mücella Yapıcı

--

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI
0212 259 74 74

SON DESTANCI SONSUZLUKTA...

SON DESTANCI SONSUZLUKTA…

 

Çukurova’nın sazlıkları, bükleri, fundalıkları, meşelikleri, ören yerleri, pamuk kozaları, buğday başakları ”Büyük Usta”nın büyülü soluğuyla serinleyemeyecek artık.

Ne diyordu? “O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler.”

Ancak o hep burada olacak.

O “güzel adam”ın “sözcük atı”, edebiyatımızın bozkırlarında, dağlarında, vadilerinde, ovalarında, koyaklarında, ırmak boylarında, dere yataklarında sonsuzca gezinip duracak.

Kendi deyişiyle o, “İnce Memed” gibi bu yeryüzünün “mecbur insan”ı olmayı hep sürdürecek.

Onun dil ve vicdan birikimi, bu ülkenin karanlık göklerini gündüz gece ışıtacak.

Sendikamızın kurucu başkanı, ilk başkanı olarak yazarların örgütlü savaşımı için, halkının özgürlüğü için verdiğin emeği de unutmayacağız.

 

Işıklar ve sözcükler içinde uyu Koca Usta!

 

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI

 

Değerli Yazarımız,

Başkanımızı 2 Mart Pazartesi günü Teşvikiye Cami’nde kılınacak öğle namazından sonra Zincirlikuyu Mezarlığı’na tuz ekmek arkadaşları, yoldaşları Rıfat Ilgaz’ın ve Asım Bezirci’nin, Ruhi Su’nun yanına götüreceğiz.

Ayrıca 15.30’da Harbiye Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda bir veda töreni düzenlenecektir.

 

--

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI
0212 259 74 74

Metal- İş Grevi / Basın Bildirisi‏

GREV HAKTIR,  YASAKLANAMAZ

AKP Hükümeti, metal işçilerinin grevini  hukuksuz  bir kararla yasakladı. Birleşik Metal-İş Sendikası’nın metal iş kolundaki 15 bin işçiyi kapsayan grev kararı, yapılan oylamalarda sendikanın üye sayısını aşan bir işçi iradesiyle desteklenmiş ve 29 Ocak’ta uygulanmaya başlanmıştı.

Bakanlar Kurulu, aynı gün toplantı yapmaksızın aldığı bir kararla grevi “milli güvenliği bozucu olduğu” gerekçesiyle durdurdu.  Bu “acil yasaklama, iktidarın işçilerin hak arayışından ne kadar korktuğunun da açık bir göstergesidir.

Bakanlar Kurulu kararının “grev ertelemesi” olduğu söylemi gerçekçi değildir. Bu uygulama gerçekte bir erteleme olmayıp tartışmasız grev yasağıdır. Önceki yıllarda yaşanan cam ve maden işçilerinin grevlerinden sonra metal işçilerinin grevinin de Bakanlar Kurulunca  “milli güvenlik” gerekçesiyle yasaklanması, en temel insan haklarına aykırıdır.

Bu “yasa dışı yasaklama”, iktidarın emekçi düşmanı yüzünü bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarmıştır. Hiç şüphesiz, örgütlenme ve toplu pazarlık hakkının etkin kullanımı ancak grev hakkının varlığı ile mümkündür.

Biliniyor ki bu gerekçeyle “ertelenen” grevler, Danıştay erteleme kararını iptal etmedikçe süresiz durdurulur. Metal işçilerinin iradesiyle başlattıkları grevin, yasal düzenlemelere, iç hukuka ve uluslararası hukuka açıkça aykırı olarak yasaklanması asla kabul edilemez.

Hükümet,  yalnız patronların değil emekçilerin de hükümeti olduğunu unutmuş görünüyor. Öyle ki Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi’nin hükümete teşekkürü de iktidarla sermayenin iş birliğinin bir belgesi değil midir?

Ne diyordu Büyükekşi?

“Hükümetimiz taleplerimizi dikkate alarak Bakanlar Kurulu Kararı ile bu grevi erteledi, Hükümetimize bu karardan ötürü teşekkür ediyoruz ve bu kararı destekliyoruz”

Ama biz biliyoruz ki bu erteleme-yasaklama, emeklerinin karşılığını almak için en temel haklarını kullanan işçilerin iradesini yok saymaktır.

Bu bilinçle, iktidarla sermayenin iş birliğini bozmak ve  işçilerin grev hakkını savunmak için tüm emek-demokrasi güçlerini dayanışmaya çağırıyoruz.

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI
0212 259 74 74

KADIN YASALARIN, YASAKLARIN AVI DEĞİLDİR.

BASIN BİLDİRİSİ

 

KADIN YASALARIN, YASAKLARIN AVI DEĞİLDİR.

 

Toplumu bölen ayrımcı şiddet dili; kadınları katletmeyi, çocuklarımızı hayattan koparmayı, insanı yalnızlaştırmayı, acıları katmerleştirmeyi, sorunları derinleştirmeyi sürdürüyor.

Erkek egemen sistemin dili, şiddetin eşitliksiz ilkesidir.

Bu dil, kadını aşağılamak için kullanıldıkça kadına yönelik şiddet,” kadın kırımı”na dönüşüyor.

Gün geçmiyor ki kadın bedeni üzerine fetvalar verilmesin. Kadınların kaç çocuk doğuracağından, etek boyuna kadar karışan iktidar dilinin, cehaletin bilinçaltına sinmiş barbar ve faşist ruhları cesaretlendirdiği de bir gerçektir.

Bu yüzden AKP döneminde kadına şiddet % 1400 artmıştır.

Erdoğan’ın “Kadına şiddet abartılıyor.”, Davutoğlu’nun“Kadınlığı provokasyon unsuru olarak kullanıyorlar.” gibi inkarcı ve yaralayıcı dilinin, ateşe benzin dökmenin ötesinde başka bir anlam taşımadığını gördük, görüyoruz.

Kadına yönelik cinsel suçlara, barbar cinayetlere karşı yargı da “ağır tahrik” “iyi hal” “ruh sağlığı bozulmadı” gibi yaklaşımlarla tecavüzcü ruhu sokağa salabiliyor.

Bu durumun, bir zihniyet örtüşmesinden kaynaklandığını  biliyoruz.

Biz yazarlar, kadınlarımızın barbarlığın ve yasaların avı olmasını istemiyoruz.

Uygar, eşitlikçi, özgürlükçü bir toplum için kadının ve insanın düşlerinin aynı olduğuna inanıyoruz.

Bu bilinçle, iktidarın sorunları insanlık dışı yöntemlerle çözme önerileri yerine, altına imzasını koyduğu Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni hayata geçirmesini; kadını aşağılayan, ötekileştiren saldırgan dil ve eylemlerinden vazgeçmesini istiyoruz.

 

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI

 

--

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI
0212 259 74 74

Charlie Hebdo İçin Basın Açıklaması Daveti‏

Bu Kan, Özgürlüğün Kanı!

“Kan var bütün kelimelerin altında.” diyordu Cemal Süreya.
Yalnızca kelimelerin mi?
Şimdi her şeyin altından kan ve gözyaşı sızıyor. 
İçimizden, dışımızdan, kalplerimizden, ruhlarımızdan.
Odalarımızda, balkonlarımızda, bahçelerimizde barış değil, kan ve gözyaşı oturuyor.
Onlar açıyor sabah kapımızı, onlar örtüyor geceleri göz kapaklarımızı. 
Ancak bu kanı akıtan biz değiliz. 
Ama bu kanın içinde bizi de boğmak istiyorlar. 
Biz yazarları, karikatüristleri, ressamları, heykeltıraşları, oyuncuları kendi cinnetlerine kurban ediyorlar. 
Düşünüyoruz, özgürlük istiyoruz, barış istiyoruz diye kalemlerimizi, divitlerimizi kırmak, mürekkeplerimizi kinleriyle zehirlemek istiyorlar. 
Doğal dinsel, kültürel, siyasal farklılıkları düşmanlığın kanlı ırmağıyla kirletmek istiyorlar. 
Öldürüyorlar, tutsak kılıyorlar, insanları kendi zalimliklerinin suç ortağı yapıyorlar.
Biz biliyoruz ki insanlık; temiz, aydınlık bir yeryüzü için, bu yeryüzünün esenliği için sanatçılarını yüceltmeyi hiçbir zaman unutmayacaktır. 
Zalimlerin kaba baskıları, zulümleri, katliamları özgür düşüncenin ışıklı ırmağını kurutamayacaktır. Paris’teki karikatürist dostlarımızın katledilmesinin kalplerimizde açtığı yara, çok sıcak ve çok derindir. Bu yaranın daha da açılmaması için şimdi yeryüzünün bütün sanatçılarının yan yana gelmesi tarihi bir zorunluluktur.
Bizler bugün burada bu zorunluluğu, vicdani sorumluluğu dünya kamuoyuna yeniden duyurmak için buluştuk. Komşusunun evini yakıp o ev yanarken o ateşte yumurtasını kaynatmak isteyen vicdansızları, o ateşin kıyısında din siyaseti yapan din tacirlerini lanetliyoruz.
Dünya yanarken, sanatçıları öldürülürken gündelik dillerini yine ayrıştırıcı, düşmanlaştırışı algı üzerine kuran siyaset bezirganlarını lanetliyoruz.
Yeryüzü barışının kinden, kandan uzakta kurulacağını ve bu “yeniden inşia”da sanatçıların büyük görevler üstleneceğini biliyoruz.
Bu bilinçle, yeryüzünün bütün sanatçılarını “barış için yeniden eylem”e çağırıyoruz.

 

Türkiye Yazarlar Sendikası

Özerk Sanat Konseyi

Homur Mizah Grubu

Toplanma Yeri ve Saati: Taksim Fransız Konsolosluğu öne, Saat: 18.00

--

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI
0212 259 74 74

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 5 - 12

5