Türkiye Yazarlar Sendikası

Cumartesi, Mayıs 30, 2020

Please update your Flash Player to view content.

Arama

Site Çeviri

Turkish English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 2 ziyaretçi çevrimiçi
Anasayfa

Basın Duyurusu

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ BİLDİRİSİ 2017

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ BİLDİRİSİ

 

Öget Öktem Tanör

Kadınlar. Dünya kadınları. Her yerdeler. Fabrikada işçi, devlette memur, siyasetçi, tarlada çalışan, üniversitede akademisyen, özel iş yeri çalışanı, bilim kadını, şair, romancı, artist, ressam, sanatçı, evde kayıt dışı işçi... Ama bütün dünyada, her ülkenin kültür düzeyine göre farklı derecelerde olsa da hep ikinci sınıf vatandaş. Hep erkekten aşağı konumda olan. Dünyayı, erkekle eşit biçimde paylaşamayan.

Erkek, parkta koşu yapan tanımadığı kadına tekme atıp "Bir daha burada koştuğunu görmeyeceğim." deme hakkını kendinde görür. Kadın, bir erkek kendisine bakıp da cinsel hisleri kabarırsa suçludur. Bir kız, tecavüze uğrarsa suçludur, aile namusu adına öldürülmesi uygundur. Boşanmak mı istiyor (yani erkeğe baş mı kaldırıyor), öldürülebilir. Bir erkeğin arkadaşlık teklifini ret mi etti, öldürülmeyi hak etmiştir. Türkiye'de yalnızca geçtiğimiz şubat ayı boyunca 30 kadın cinayeti (yakınları tarafından) işlendiği açıklandı, gene yalnızca bu şubat ayında, biri engelli 19 kadına cinsel şiddet uygulandı.

Kâğıt üzerinde kadın erkek kanun karşısında eşitmiş gibi görünse de öyle değil. Eşit işe eşit ücret alamıyor. İşten çıkarmalar önce kadın üzerinden başlıyor. Tecavüze uğrayan kadına "kuyruk sallamıştır" gözüyle bakılıyor, boşanmak istiyor diye karısını öldüren adam , "kendini hakarete uğramış hissederek duyguları galeyana geldi" diye, temiz pak giyinip mahkeme heyetine saygılı davranıyor diye ceza indirimi uygulanıyor. Kadın siyasette de çeşitli yönetim kurullarında da eşit temsil edilmiyor. Başka alanlarda da örnekler çoğaltılabilir.

Bu sorunların kaynağında diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi "cinsiyet eşitsizliği" ve erkek egemen dünya anlayışı yatıyor. Kadınların "eşitlik" savaşı, sanki kadınlar eşitlik değil de "aynılık" iddia ediyorlarmış gibi çarpıtılıyor. Devletin anlayışı, "Biyolojik aynılık yoktur ki eşitlik olsun! Kadınlara 'eşitlik' değil 'adalet' gerekli." şeklinde. Oysa, "adalet" kavramının Platon'dan bu yana, "kim neyi hak ediyorsa ona o kadarını vermek" anlamına geldiği bilinir.

Devletin "Kadına eşitlik değil adalet lâzım." anlayışı da kadın hak ettiği kadarını alır (ki elbette erkekten daha azını hak ediyordur) anlamına gelir ve kanunların kadına-erkeğe eşit uygulanması kavramından uzaktır. Oysa kadınlar eşitlik isterken ve eşitliği savunurken, erkek egemen anlayışın çarpıttığı gibi "biyolojik aynılık" kastetmemekte, kanunların kadına ve erkeğe eşit uygulanmasını (ayrıca toplumsal anlayışta bu eşitliğin sağlanmasını, fırsat eşitliğinin sağlanmasını, her alanda eşitliğin sağlanmasını) istemektedirler.

Feminist hareket, Türkiye'de de dünyada olduğu gibi, kadınlara da, "farklı bireylere ve gruplara" da eşit davranılmasını, siyasal temsil açısından da "fırsat eşitliği" açısından da eşitlik sağlanmasını istemektedir. Bu ise ataerkil ideolojinin hakim olduğu toplum ve devletlerde değil, farklı olanın da eşit haklara sahip yurttaşlar olduğunu gören gerçek demokrasilerde sağlanabilir. Kadınlara tanınan hakların onlara "lütfen bağışlanan haklar" olmayıp, bir demokrasi sorunu, bir "toplumsal eşitlik" sorunu olduğunun anlaşılması ve kabul  edilmesi ile sağlanabilir.

Bu uğurda çalışanlara selam göndererek bitirelim. Sembolik birkaç isim sayarsak 8 Mart 1857'de New York'ta ucuz çalıştırılma nedeniyle greve giden ve bu hareketleri dalga dalga yayılan tekstil işçilerine selam olsun, daha sonra feminist hareketi geliştiren kadınlara selam olsun. Başta Fatma Aliye, bütün Osmanlı dönemi feministlerine, Cumhuriyetin ilk feministleri Nezihe Muhittin ve arkadaşlarına selam olsun; feminist hareketi günümüze yükselterek taşıyan, korkmadan, yılmadan, örgütlenerek, sokaklara çıkarak seslerini duyuran arkadaşlarımıza selam olsun.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun.

 

--

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI
0212 259 74 74

VEDAT GÜNYOL DENEME YARIŞMASINDA ÖDÜL ALAN İSİMLER BELLİ OLDU

Devamını oku...

ÖZGÜRLÜK BOYUN EĞMEZ

ÖZGÜRLÜK BOYUN EĞMEZ

Özgür Gündem gazetesi kapatıldı. Gazete çalışanları ve yazarları acımasız yöntemlerle gözaltına alındı. Hükümet edenler, gerçekleri yazan basından koktuğunu böylece bir kez daha gösterdi.

Biz yazarlar militarist darbelere ve diktatörlüğün her türüne karşı olduğumuzu defalarca açıkladık. Ülkemizde, insanlığın evrensel değerleri başta olmak üzere, doğaya ve cümle canlıya saygıyı esas alan demokratik bir anayasayla yönetilmesini istiyor, gazetelerin kapatılmasını, basına uygulanan her türlü baskıyı protesto ediyoruz. Aralarında yazar üyelerimiz Ragıp Zarakolu ve Aslı Erdoğan’ın da bulunduğu evi basılan, gözaltında ya da tutuklu olan gazeteci ve yazarımızın bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.

Egemenler elbette biliyor; ama biz bir kez daha ilan ediyoruz ki özgülük düşüncesini savunanlar boyun eğmedi, eğmeyecek...

Türkiye Yazarlar Sendikası



--

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI
0212 259 74 74

Vedat Türkali Hakkında Basın Açıklaması

“Tophane’nin karanlık sokaklarında koyun koyuna yatan çocuklar” için de barış taleplerini dile getiren yazarımız Vedat Türkali, “mavi patiskaları yırtan gemi”yle sonsuzluğa yelken açtı.

Yaşamı ve onuru savundu hayatı boyunca. Romanları, filmleri, oyunları, şiirleri kuşaktan kuşağa aktarıldı yıllar boyu.

“Bir Gün Tek Başına” yola çıktığında da kalabalıktı, “Mavi Karanlık”ta soluklanırken de “Güven”de kar yağışı altındayken de…

Geride bıraktığı eserleri insanlığın ortak mirası olarak okunabilir. Hayatı, duruşu ve yazdıklarıyla çok şey öğretti bize. Öğretmeye devam edecek.

İstanbul onu da bekleyecek artık.

Türkiye Yazarlar Sendikası

II.ANKARA KATLİAMINI KINAMA

YAŞAM ÖLÜMLE DEĞİL, YAŞAMLA EŞİTLENİR.

Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
En güzel dünyaları
yaktık ellerimizle...” diyordu yeryüzünün “barış oğulu” Nâzım Hikmet.

O zaman dünyada savaş vardı, yine dünyada savaş var. Ancak insanlık artık sadece savaşlarla yitip gitmiyor. Uzak Doğu’dan, Ortadoğu’dan Avrupa’ya, Uzak Batı’ya yeryüzü katliamlarla da sarsılıyor. Bu fay hattının ortasında, en kırılgan sınırındaysa Ortadoğu ve sevgili yurdumuz  var.

Nicedir gözlerimizi ölüm haberleriyle açıyoruz.

Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç, Ankara, Sultanahmet ve yine Ankara...

Savaş dili, ne yazık ki yaralarımızı sağaltmıyor, onlara tuz basıyor. Ortadoğu yangınına körükle koşuyor. Barışla ve iletişimle çözülebilecek sorunlarımız, bu kanlı dilin kışkırtmasıyla, intikam histerisiyle çözümsüzlüğe gidiyor.

Komşumuz Suriye, Rusya düşmanımız oldu. Ülkenin doğusunda asker, polis, halk ölümleri, gazetelerin sıradan, gündelik haberlerine dönüştü.

Doğu'da ve Batı'da genç yaşlı, çoluk çocuk, asker polis durmadan ölüyoruz.

Oysa biliyoruz ki yeryüzünden ölümlerin kanlı sisini dağıtacak ışıltılı, büyülü tek sözcük vardır: BARIŞ!

Ülkenin kalbinde patlayan son bombalar da bu evrensel düşü yok etmeyi hedeflemiştir.

Ankara’da yapılan bu katliamı lanetliyor, insanlığın kurtuluşunun savaşla değil, barışla olacağına inancımızı yineliyoruz.

Halkımızın başı sağ olsun.

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI

--

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI
0212 259 74 74

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 5 - 14

5